Girişimcilik derken azim dolu bir başarı hikâyesiyle akla gelecek isimlerden biri Ömer Ekinci. Daha çocukluk yaşlarında başlayan çalışma hayatı, mücadele ile geçen yılları öğretmişti ona pes etmemeyi ve kendi yolunda gitmesi gerektiğini… Gençler için çalışmalar yaparak onlara apayrı bir değer vermesi onu diğer girişimcilerden ayıran bir özelliği.

“Hayat kendin için yaşamak için çok kısa, okyanusları aşmaya yetecek kadar uzun, servet de yapmak mümkün ama en kıymetli olan hayat değer yaratacak ve iz bırakacak şekilde yaşanılandır…” diyor nam-ı diğer ‘Gençlerin Ömer Abisi’. İşte bu yüzden başarmak isteyen ve kendi hikâyesini yaşamak isteyen her gencin yüreğine ayrı dokunuyor, onlarla ayrı ilgileniyor. Kendisiyle bir eğitim programında karşılaştım ve tecrübelerinden sizin de yararlanmanız için röportaj istedim. Beni kırmadığı için çok teşekkür ediyorum.             

1.Gençlere ilham kaynağı olacak bir hayat yolculuğunuz var. Konuya ilk olarak hikâyenizi kısa bir özetle anlatarak başlamanızı istiyorum. Ömer Ekinci bu günlere nasıl geldi? 

1984 de Erzincan’da doğdum. Genç bir çiftin ilk oğluydum. İnançlı, okuyan, aydın, mütefekkir bir aile ortamında büyüdüm. İlk hediyem babam tarafından Seyyid Kutub’un Fizilal´il Kur`an (Kur’an’ın Gölgesinde) setiydi. Büyük bir külliyattı ve her bir kitabın iç kapağına babam adımı yazmıştı. Çok erken yaşta, 4.5, 5 yaşlarında okumayı öğrendim. Çocukluğumun en büyük heyecanı para biriktirip sonra o parayla kitapçıya gidip paramın yettiği kadar hikâye kitabı almak ve onları bitirmekti. Kitapsız kalmak suyun içinde kalmak gibiydi, kitaba ulaşmak da suyun yüzüne çıkıp doya doya nefes almak… Derken 92 Erzincan Depremi gerçekleşti ve bizim için göç başladı. 97’ye kadar Anadolu’da tutunmaya çalıştık. En sonunda 97’de İstanbul’a yerleştik. İstanbul ise benim için ekmek parası ve hayat kavgası demekti. İnternetin de Türkiye’ye geldiği yıldı. İnternet cafede interneti, internet sitesi yapmayı keşfettim.

O günden beri de teknoloji alanında çalışıyorum. Desnet Teknoloji şirketinin kurucu ortağı olarak 15. yılımızı kutluyoruz. Ticari başarılar zamanla tek başına yeterli gelmemeye başlayınca da konferanslar, TV Programları, radyo programları, günlük gazetede köşe yazıları gibi hobilerle de ülkeme hizmet etmeye çalıştım. Son olarak da yazdığım SENİN YOLUN kitabıyla kitap yazarlığına adım attım.


  1. Çalışmalarınıza baktığım zaman hep gençler üzerine yoğunlaştığınızı görüyorum. Gençler üzerinde bu kadar durmanızın sebebi ne?

Gençler bu ülkenin en büyük ve en sessiz azınlığı. Çoğunluk oldukları halde azınlıklar çünkü onların sesini duyan az. Yaşlı adam ve denizyıldızları hikâyesindeki gibiydik onlarla, tek fark ben de onlardan birkaç yaş büyük bir gençtim. Türkiye’nin geleceğine nasıl bir etkim olabilir diye düşünmek beni gençler üzerine çalışmaya itti. Çünkü sadece çocuklar ve gençler üzerine düşünmek ve çalışmak bizi geleceğe taşıyacaktı. Böylece başladık gençlerle ilgili çalışmalara. Onlar beni sevdi, bağrına bastı ve “abi” dediler. Bu herkese nasip olmayacak bir şeydi. Çok şükür bana nasip oldu. Ben de kendimi gönüllü gençlik bakanı ilan ettim. Bu öyle özgürce bir alan ki, atanması yok, görevden alınması yok, seçimlere girmeniz gerekmiyor, bütçesi yok, makam arabası yok, uçağa VİP’ten değil normal kapıdan biniyorsunuz. Sürekli takım elbise giyme şartı yok. Bu görevimi yerine getiriyorum aslında ben sadece.

  1. Yeni ve ilk kitabınız “Senin Yolun” hayırlı olsun. Bir solukta bitirdim ve çok beğendim. Kendi yolculuğunuzu anlatırken kendi yolunda ilerlemek isteyen her yaştan kesim insanlar ama özellikle gençler için çok güzel deneyimler paylaşmışsınız. Kitabınızdan özetle bahseder misiniz?

Kitabımı çok severek yazdım. Kalıplara sığdırmadım, şuna benzesin, bu formata uysun, şu kadar satsın, bu kitap gibi konumlansın demedim. Yazmaya başlamadan bir süre önce kişisel gelişim ve motivasyon kitapları okumayı kestim ki onların etkisinde kalmayayım. Kitaba kendi hikâyemle başladım ama bir biyografi değil, Öyle başladım ki okumaya başlayınca şöyle bir 10-15 sayfa elden düşüremesinler, sonrasında da zaten devam eder okumaya… Sonrasındaki başlıklarda ise gençlerin en büyük eksiklerini alt alta yazıp onlara cevaplar yazmaya başladım. Çok şükür şu anda gelen birçok soruya “Bu kitabı al oku” diyebiliyorum. İlk kitaptaki amacım da buydu zaten, hem ilginin nerelere geldiğini görmek, hem birçok soruya kısa kısa cevap vermekti. Şimdi SENİN YOLUN’a gelen geri bildirimler üzerinden 2. ve 3. kitabı hazırlıyorum. Bundan sonrasında okuyucu beni yönlendirecek. Bilmeden akıllıca bir iş yapmışım sanırım.

  1. Başarılı genç bir girişimci olarak, girişimcilerin kendi ülkelerini kalkındırmadaki gücünden bahseder misiniz?

Gençlik büyük bir potansiyel deriz her zaman. Bu cümle bu haliyle eksiktir oysa. Potansiyel tehdit de olabilir potansiyel güç de… Çünkü başıboş bırakırsanız, uyuşturucuya, teröre, cinsel sapkınlıklara teslim ederseniz o gencin ülkeye olabilecek katkısının 10 katı, 100 katı, 1000 katı zararını görürsünüz. Bir yaşlı ne yaparsa yapsın ülkeye o kadar zarar veremez. Gençlik sıkıştırılmış bir güçtür çünkü açığa çıkınca büyük etki yapar. İşte bu yüzden önemli gençliğin ülkesi üzerindeki etkisi. Dolayısıyla da bu gücün farkına varmak ve ülkenin ekonomisine katkı sağlamak için doğru kullanmak gerek. Bu anlamda genç girişimcilerimize yol açmak ve onlara destek vermek için devlet büyüklerimize büyük görevler düşüyor.

  1. Girişimci olmak isteyen herkes girişimci olabilir mi yoksa “girişimci olunmaz girişimci doğulur” mu diyorsunuz?

Bence girişimcilik bir bakma biçimidir. Olaylara farklı bakmayı sağlar. Girişimciliği sadece iş kurmak olarak nitelendiremeyiz. Girişimci bakış açısıyla bakan memur da çok değerlidir, dernekçi de çok değerlidir, anne de çok değerlidir. İnsan öncelikle ne yaparken mutlu olduğunu keşfetmeli. Sonra da o konuda ilerlemeli. Bu iş kurmak da olabilir, dernek kurmak da…

  1. Okuduğum bir yazınızda “Yola çıkacaksan tutkunu al yanına yalnızca” diyerek girişimcilikte “tutkuya” vurgu yapmışsınız. Nedir bu girişimcilik tutkusu ve bu tutkuyu güçlendirmek için ne yapmak gerek?

Tutku gerçekten istediğin şeye duyduğun istektir. İstek onun henüz kesinleşmemiş halidir. Heves de henüz isteğe dönüşmemiş olan haldir. Allah her insanı benzersiz yaratmış. Dışının benzersiz olduğu gibi içi de benzersiz her bir insanın. Ama maalesef bu benzersiz insan benzersiz olduğundan habersiz bir şekilde yaşıyor ve habersiz ölüyor. İşte mesele tam da o tutkuyu bulabilmek. Çocukken sıcak-soğuk oynardık. Bir nesneyi saklardık sonra haberi olmayan birisi oda içinde hareket edip yaklaşıp uzaklaşmasına göre bizim “sıcak” - “soğuk” şeklinde yönlendirmelerimizle o nesneyi bulmaya çalışırdı. İşte hayat da bu oyun gibi. O saklı olan nesneyi bulmaya çalışıyoruz. Bulduğumuzda o bizim tutkumuz oluyor.

  1. İşinde en iyisi olmak ve başarıyı yakalamak için muhakkak markalaşmak gerektiği söyleniyor. Girişimciler “kişisel markalarını” oluşturmak için ne yapması gerekir?

Kişisel marka aslında tutku duyduğun alanda derinleşmek demek. İçinden geleni kendi modan yapman demek. Yani “insanlar böyle seviyor” diye olmadığın gibi davranmak çok uzun sürmeyecek, çok yapay bir markalaşma sevdası. İnsanlar samimi olanla olmayanı çok rahat ayırt ediyor. Kişisel markalaşma sabırla çalışmanın sonucu, her gün çekici aynı noktaya vurmak demek. O alanda akla ilk gelen olmak demek. Kitapta bir bölümü kişisel markalaşmaya ayırdım. Çünkü eskiden sanatçılar, sporcular için önemliydi kişisel markalaşma. Artık herkesin ihtiyacı. 14 yaşından başlamalı hatta bu serüven, 18 bile geç bunun için.

  1. İşinizi yaparken bir yandan televizyon ve radyo programı yapıyor, üniversitelere seminerlere gidiyor, kendi derneğinizle birlikte diğer sivil toplum kuruluşlarında çalışıyorsunuz. Üstüne profesyonel olarak boks sporu ile ilgileniyorsunuz. Bu kadar yoğunluğun arasına bir de kitap sıkıştırdınız. Zaman yönetimini nasıl sağlıyorsunuz?

Zaman yönetimini iyi yapıyor olsaydım herhalde bunların hiçbirini yapmamam gerekirdi. Çünkü hepsini içiçe yapıyor, yaşıyorum. Doğrusu bu mu onu da bilmiyorum ama ben sadece ticaret yaparak mutlu olamıyorum, sadece TV programı yaparak da mutlu olamıyorum. Zamanı yönetmek noktasında da şunu düşünüyorum. Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’yi 24 saatte yönetiyor. Ben neden yaptığım işleri yönetemeyim? Bu soruyu sorunca işime devam ediyorum. Bir de işin tuhafı, hiçbir işi de ikinci plana atamıyorum. Her birini tutkuyla yapıyorum ve zaten tutku duymadığım işi de yapmıyorum. Ya da tutkum azalırsa bırakıyorum. Kulu olduğum Allah’tan başka hesap verecek kimsem yok. Onu niye bıraktın, buna neden başladın sorularını çok önemsemiyorum. Başarılı olur muyum olmaz mıyım diye dert etmiyorum. Batmak bir korku değil benim için. Sadece artık bir baba olarak ailemin standartlarını riske etmiyorum, o kadar. Onun dışında çılgınlık devam ediyor.

  1. Son olarak Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı olduğunuz 12 Yıldız Genç Liderler Derneği’ nden bahsetmenizi rica edeceğim. Derneğin kuruluş fikri nasıl oluştu ve gençlerle dernekteki faaliyetlerinizi anlatır mısınız?

Çok konferansa gittim, baktım ki konferanslarla gençlerin hayatlarına yeterince dokunamıyorum. Ben de her yıl belli sayıda genç alıp onlara bir yıl boyunca koçluk yapmak düşüncesiyle harekete geçtik ve çok şükür çok hızlı büyüdü 12 Yıldız, şimdilerde çırak - kalfa - usta - başusta şeklinde dört kademede projelere devam ediyoruz. Gençlik için fayda sağlayan her türlü projeyi gençler burada geliştirebiliyor. Ben de onlara mentörlük yapıyorum ustalarla birlikte.

Özgeçmiş: http://omerekinci.com/kimdir