mehmetmertek @ eguncel.net

Türkiye de son zamanlarda şehirlerdeki yapılaşma ve sorunları ciddi anlamda gündem oluşturmaya başladı. Sayın Cumhurbaşkanımızın katıldığı her programda bu sorunu dile getirmesi aslında hepimizin yaşadığı bir sıkıntıyı en yetkili kişisinin dile getirmesi sevindiriciydi. Ülkemizde özellikle son 15 yıl içerisinde en hızlı büyüyen sektör inşaat sektörü olmuştur. Sektör yaklaşık 200 e yakın alt sektörü de besliyor ve büyüme hızı her geçen gün artıyor.

Sektörün büyümesinin yanında birçok problemi sorunu ortaya çıkarmıştı. Büyük gökdelenlerin yapılması, insanların kibrit kutusu gibi evlere hapsedilmesi, şehirlerdeki tarihi siluetlerin yok edilmeye başlanması, insanların yaşayabileceği temiz çevrelerin azalması gibi birçok neden sayabiliriz. Bu sorunlar Cumhurbaşkanının da canını sıkmış olmalı ki son katıldığı programlarda bunu dile getirme ihtiyacı duydu. Aslında kendisi neredeyse 1 yıldır bu sıkıntıyı ara ara dile getirmişti fakat son zamanlarda fazlaca dillendirmeye başladı. Kendisinin ifadesi şu şekildeydi “Valilerimiz, belediye başkanlarımızdan rica ediyorum; lütfen şu dikey yapılaşmaya illerimizde, ilçelerimizde müsaade etmeyelim. Bu konuda, bizim mimari anlayışımızda yatay mimari esastır, biz buna odaklanmalıyız. Fevkalade şartların dışında buna odaklanmamız halinde şehirlerimizin çok daha güzel olduğunu, çok daha farklı olduğunu göreceksiniz. Şehirlerimizin çirkin binalarla kirletilmesine daha fazla tahammül edemeyiz. Köylerimizi, yaylalarımızı çirkin yapıların istilasına izin vermemeliyiz.” Cumhurbaşkanımızın dediğine katılmakla birlikte ona bu konuda destek olmalıyız. Şehirlerimizi medeniyetten uzaklaştırdıkça kültürümüzü, dilimizi ve değerlerimizi kaybediyoruz.

Şehirleşmenin hızlı olduğu bu dönemde dikey mimari ile insan topraktan uzaklaştıkça insanlığından da uzaklaşmaya başladı.  Çocuklarımız beton duvarlar arasında yaşamaya mahkûm ediliyor ve biz kendi hırs ve heveslerimiz için şehirlerimizi yaşanmaz hale getiriyoruz. Dikey mimariyi en güzel özetleyen Atilla Fikri Ergun’un şu sözü çok doğru bir tespittir. Kendisi şöyle demektedir: Müslüman şehirde evler müstakildir, dolayısıyla insanlar yan yana, omuz omuza, sırt sırtadır, Batılı kent ise apartman cenneti, alt alta üst üsteyiz. Apartman daireleri, insanca yaşanabilecek yerler değil, birer kümes sadece.” Bu söz hepimizi etkilemelidir. Bir medeniyet inşa etmek istiyorsak ilk önce şehirlerimizi ihya etmeliyiz. Rant peşinde koşanlara fırsat vermemeli ve dikey yapılaşmaya karşı her platformda sesimizi yükseltmeliyiz. Atalarımızın bize miras bıraktığı mimariden uzaklaştıkça medeniyet inşamızda o kadar zorlaşacak ve yeni bir ihya oluşturulamayacaktır.