gulnurulker @ eguncel.net

Birkaç gün önce televizyonda Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayip Erdoğan’ın seçim çalışmaları kapsamında Antalya’da yaptığı mitingi izliyordum. Cumhurbaşkanımızın konuşmasını sonlandırdığı son cümlesi dikkatimi kesmiş, seçimi kaybetme ihtimalimizin gerçekleşmesi durumunda karşı karşıya kalacağımız olası zor günlerle zihnimi meşgul etmişti. Söylediği cümle şuydu; “İş işten geçtikten sonra ‘keşke’ demenin kimseye bir faydası olmaz.”

Keşke” demenin ne demek olduğunu, olası ihtimallere çok yaklaştığımız kıyısından döndüğümüz 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında milletçe tanık olduk. O süreci yaşamamış olsak bu cümle belki beni bu kadar tedirgin etmez daha rahat olurdum. Eğer ileriyi görebilme ferasetimiz olsaydı Erdoğan’ın söylediği bu cümlenin altında yatan gerçekleri ve seçimi kaybettiğimiz takdirde başımıza gelebilecekleri daha iyi idrak eder, henüz vakit varken hep birlikte elimizi taşın altına koyar ve üstümüze düşen ne ise gereğini yapardık. Şahsen 2002 öncesi Türkiye’nin gerçeklerini bizzat yaşamasam da 16 yıldır verilen mücadelenin tanığı olarak ve okuduklarımdan bildiğim, internetteki arşivlerden gördüğüm, etrafımdaki büyüklerimden dinlediğim gerçekleri az çok biliyorum. Erdoğan’ın bu cümlesinin beni neden bu kadar kaygılandırdığını daha kapsamlı bir şekilde merak edenlere açıklayayım; Türkiye’nin genç nüfusu çok fazla. AK Parti’nin ilk başa geçtiği 2002 yılında şimdinin gençleri o zamanın daha çocuklarıydı. Dolayısıyla günümüzdeki gençler Erdoğan’ın başa geçtiği 2002 öncesi Türkiye’sini çok iyi tanımıyor, bilmiyor. Gençlerin, ülkemizin geçmişini sadece okullarda okutulan tarih kitaplardaki sayfalardan ibaret bilmeleri, kitap okuma ve araştırma, anlama ve analiz etme gibi kültürel faaliyetlerin çok az olduğunu hesaba katarsak şu anki gençlerimiz yakın geçmişimizden, ülkemizin bir zamanlar boğuştuğu gerçeklerden bihaberler. Dolayısıyla seçimi kaybetme olasılığında kendilerini nasıl bir Türkiye’nin beklediğinin farkında değiller. Bununla beraber işsizlikten yakınan gençler hükümete karşı tepkililer. Seçim gününde bu tepkilerini sandığa yansıtmaları açıkçası beni endişelendiriyor. Kendilerince haklı oldukları taraflar muhakkak var! İnkâr edilemez! Ben ülkemizde her şey mükemmeldir iddiasında değilim! Dünyada dahi mükemmel olan bir ülke yok zaten. Ülkemizin de hala halledilmesi gereken önemli sorunları var. Genç nüfus sayımızın fazla olmasından mütevellit üniversitelerden mezun olan genç işsiz sayısı her sene artıyor. Maalesef ki eğitim sistemi mezun olan çoğu gençleri tek tipleştiren mesleklere yöneltip, devlet kapısından içeri girmeye çalışan ümidini KPSS’ ye bağlayan onlarca gencin daha da giderek artmasına neden oluyor. Ben de bu ülkenin genç bir vatandaşı olarak bu konuda gençlere hak veriyorum. Bu ülkenin eğitim sistemi gençlerimizi artık belli meslekleri yapmaya değil, bilgi ve becerilerini üretime dönüştürecek, ürettikleriyle de ülkesine katma değer katacak birer girişimciler haline getirmeli. Tam da bu noktada genç arkadaşlarımı bu konuda bilgilendirmek istiyorum. Erdoğan 24 Haziran seçim vaatlerinde ve neredeyse yaptığı her mitingde ve çıktığı bütün televizyon programlarında konuşmalarının içeriğinde bu seçimde gençler üzerinde çok durulacağı ve ilk olarak gençlerin sıkıntılarının halledileceği mesajını veriyor. Zaten Erdoğan’ın yeni sistemde özellikle üzerinde durduğu milletvekilliğin seçilme yaşının 18’ e indirilmesindeki ısrarı ve bunu gerçekleştirmesi bu kapsamda yapacağı çalışmaların bir tezahürüdür. Ben katıldığım Erdoğan’ın Trabzon mitinginde ve televizyonda takip ettiğim diğer miting ve programlarında bu izlenimi çok açık görüyorum. Meclise girecek genç vekil sayısının fazla olmasıyla gençlerin sorunları daha çok dile getirilecek ve bu konuda daha kapsamlı çalışmalar yapılacak. Tabi bunun için ilk olarak yetkililerin eğitim sistemini halletmesi gerektiğini bu vesileyle bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu sorunun aksi bir çözüm yolu yok!

Bir de gençlerin bir hususu daha göz ardı etmemelerini rica ediyorum. AK Parti’nin başa geçtiği 2002 Türkiye’sinin birkaç tane değil onlarca halledilmesi gereken sorunları vardı. Bunların başında sağlık hizmetleri, temel hak ve özgürlükler, eğitimde ve daha birçok alanda fırsat eşitliği gelir. Her şeyin başı sağlık olduğunu biliriz ve sağlık sektörleri kötü olan ülkelerin vatandaşların yaşam kalitesinin çok düşük olduğunu da! 2002 Türkiye’sinin ivedilikle halledilmesi gereken bir sorunuydu sağlık sektörü. Bu yüzden ilk olarak bu alanda halkın sorunları giderilmeye çalışıldı. Şimdi sağlıkta yapılan çalışmalar neticesinde gelinen durumu, AK Parti’nin bu alandaki başarısını kimse yadsıyamaz. Yine her şehre kurulan üniversiteler vasıtasıyla eğitim seviyesi çok düşük olan ülkemizin okuryazarlık oranı arttırıldı ve eğitimde fırsat eşitliği sağlandı. Buna paralel mezun işsiz sayısı da arttı diyenler olacaktır aramızda! Bu konuda şu açıklamayı yapmam gerekiyor; İşsizlik her şehre kurulan üniversiteler yüzünden değil, yukarda da bahsettiğim insanı belli mesleklere yönelten, genç yetenekleri kalifiyesizleştiren eğitim sisteminden kaynaklanıyor. Bu konunun, 24 Haziran’dan sonra yeni dönemde halledilmesi gerekenler arasında ilk sırayı alacağını umuyorum. Devam edelim, ben bizzat yaşadığım için söylüyorum şuan ki devler yurtları 5 yıldızlı otelleri aratmayacak nitelikte. Yine öğrencilere verilen burs ve maddi imkânlar eski dönemlere oranla geçim ihtiyaçlarını karşılayacak bir seviyeye yükseltildi. Birinci sınıftan lise son sınıfına kadar öğrencilere verilen ücretsiz kitaplar birçok aileyi hem maddi olarak rahatlattı hem de okumada teşviki arttırdı. Her ne kadar sistemden yakınsakta okullarda son model teknolojik materyaller ile işletilen dersler eğitim alanında yapılan yatırımlardan bazılarıdır. Bir zamanlar başörtüyle okumak ve çalışmak çoğu bayan için imkânsız bir durumken şuan herkes istediği kılık kıyafetle okuyor ve devlet kurumlarına girebiliyor. Öncesinde orta durumlu ailelerin uçakla seyahat etmeleri imkânsız iken şimdi her şehre yapılan havaalanları sayesinde vatandaşlarımızın seyahat konforları iyileştirildi. Buna paralel yapılan yollar ve hızlı trenler de aynı hizmeti görüyor. Ve bu imkânlardan herkes eşit ölçüde istifade edebiliyor. Cumhuriyet tarihi boyunca ülkemizin güneyinde yaşayan Kürtlerin varlıkları ve hakları hep inkâr edildi ve hiçbir zaman bu ülkede yaşayan diğer vatandaşlarla eşit tutulmadı. Oralara giden yatırımlar ve hizmetler ülkenin geri kalanına göre çok geri planda kalıyordu. En başta da izah etmeye çalıştığım gibi, ülkenizin vatandaşlarına sahip oldukları hak ve özgürlükleri tanımaz, fırsat eşitliği vermezseniz onlardan bu ülkeye katma değer katacak geri dönüşümler bekleyemezsiniz. Bu yüzden bir zamanlar bu ülkenin en geri kalmış ve eğitim seviyesi en düşük olan bölge hep orasıydı. Ya şimdi! Ana dilde eğitim seçmeli ders olarak müfredata girdi. Üniversitelerde artık Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümleri var. Peki, bu hakları hangi hükümet getirdi? Lütfen cevabını açık yüreklilikle kendinize veriniz! Yapılan hizmetler tabi ki bu alanlardan ibaret değil. Vatandaşların daha müreffeh bir toplumda yaşamalarının ilk şartı tam bağımsız bir ülke olabilmelerinden geçiyor. Kaynağını kendi topraklarından, kendi iyi yetişmiş kalifiyeli genç vatandaşlarından sağlayan her ülke dünya ekonomik sıralamasına giren en iyi ülkeler arasındaki yükselişi engellenemez. Mevcut hükümetimizin teşvikleriyle son yıllarda SAVUNMA SANAYİSİNDE yapılan çalışmalar yine takdire şayan. ASELSAN, HAYELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, TAI şirketler aracılığıyla birçok milli proje hayata geçirildi. Milli tank ALTAY, zırhlı araçlarımız KİRPİ, Ejder Yalçın, MİLGEM Milli Korvet, insansız hava araçlarımız ANKA ve BAYRAKTAR, ATAK Taarruz Helikopterleri, HÜRKUŞ Temel Eğitim Uçağı, Milli Piyade Tüfeği, SOM, Seyir Füzesi, Cirit, Tank Savar, OMTAS-Orta Menzilli Tank Savar, UMTAS-Uzun Menzilli Tank Savar, HİSAR-Hava Savunma Sistemi ile 1. ve 2. GÖKTÜRK Uyduları bu alanda hayata geçirilmiş projelerden bazıları… Son olarak modern çağın getirilerini karşılayacak şekilde yapılacak olan yerli otomobilimiz de tamamlandığı gibi Allah’ın izniyle pazar piyasasında yerini alacak. Tabi ki daha kat etmemiz gereken çok yolumuz var ama yukarıda saydığım elde ettiğimiz bunca kazanımları küçümsemek, görmemezlikten gelmek haksızlık olur.

Şimdi bu yazımı okuyan tüm vatandaşlarımızın vicdanlarına sesleniyor çok iyi bir muhakeme yapmalarını istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilan edildiği 1923 yılından AK Parti’nin ilk iktidar olduğu 2002 yılına kadar toplam 58 hükümet kuruldu. Hangisinin döneminde bu çalışmalar yapıldı? Şahsi çıkarlarını tatmin edememiş, AK Parti’ye küs olduğunu söyleyen ve bunca hizmeti göz ardı eden gençlerimiz, 24 Haziranda iktidarı kaybedersek daha neleri kaybedeceğimizi şöyle oturup uzunca bir tefekkür etsinler! Acaba alternatif olarak gördükleri diğer partiler bu millete bu şekilde hizmet edebilecekler mi? Bu hizmetleri bırakalım bir kenara, en insani özgürlük haklarından bile mahrum olduğumuz dönemler geçirdik. Belki birçoğunu bizzat yaşamadık ama etrafımızda o dönemleri sizlere anlatacak büyükleriniz muhakkak vardır. 16 yıl boyunca yapılan hizmetler, yatırımlar ve kazanılan özgürlükler 79 yıl boyunca yapılmadı. Bazı şeyleri kaybederek değerini anlamadan “keşke” demeden aklımızı başımıza toplayıp, şahsi çıkarlarımızı bir kenara bırakıp, seçim günü kimin ne mazereti varsa ortadan kaldırıp “selametimiz” için üstümüze düşeni yapalım.