hanimkizhande @ gmail.com

Youtube kanalları ülkemizde yaygınlaşmaya başladığından beri herkes, kelimenin tam anlamıyla önüne gelen herkes, her konuda görüşünü beyan edebilme hakkına sahip oldu. Bu durumu insanlar artık fikirlerini daha rahat ifade edebiliyorlar şeklinde yorumlarsak masumane fakat doğru bir tespitte bulunmuş oluruz. Bir de yukarıda da ima ettiğim gibi “önüne gelen herkes” konuştuğu için aktarılan fikirlerin ne derece mantıklı bir temel üzerine oturtulduğundan tutun insanların neden kendi ahlak anlayışlarını toplumun geneline açıklamak ve onları yönlendirmek istediğine kadar uzun bir konuyu hem sosyal hem de felsefi açıdan yorumlamamız gerekecektir. Fakat biz her sosyal medya ortamında sıradanlaştığı halde eleştirisi dile getirilmemiş mevzuların altını çizelim isterim.

Youtube’da gezinirken izleyip izlememek arasında kaldığım bir video ile karşılaştım ve beklediğiniz gibi o videoyu izledim. Videodaki cümleleri, jest ve mimikleri oldukça düzgün olan kadın bana göre o kadar boş bir mevzunun mücadelesini veriyordu ki… Meğer kendisi, Youtube’da bir başka kanal sahibi kadının “18 Yaşından Küçükler İçin Cinsellik” başlıklı videosuna karşılık, katıldığı ve katılmadığı noktaları belirtiyormuş. Mevzu sanki karşılıklı apartmanlarda oturan teyzelerin muhabbetiymiş gibi bizler de dinleyiveriyoruz.

Şüphesiz ki bahsettikleri noktalar kendi yaşamları boyunca aile, çevre ve televizyon etkeninin harmanlanmasıyla şekillenen hayatlarından elde ettikleri doğrulardır. İşte tam da bu anda meseleye uyanmak gerekiyor: Herkes kendi doğrusunu kendi kafasında oluşturuyor. Sonrasında onu sahiplenip savunmaya başlıyor. Yani kimse “Durun bakalım; şu işin yolunu, yordamını öğrenelim.” demiyor. Herkes  kendi doğrusunu “özgürlük” adı altında haykırıyor. Evet, gariptir ki ahlaksızlığın adına bu yüzyılda özgürlük deniyor. 

Videoyu şaşkınlıkla izlerken belki kadının anlatmaya çalıştığı nihayetinde ahlaki açıdan tutarlıdır, diye düşündüm. Fakat gidiş yolu yanlış olduktan sonra aktarılan fikrin Evren’de bir karşılığı olur mu ki? Yani sen bize bir doğru öğretmeye çalışırken bizi bin yanlışa sürükleme ihtimalin varsa bunu neden yapıyorsun ki?

Videonun sonuna geldiğimde fark ettim ki kadın, genç kızlara namusunuzu koruyun öğüdünde bulunmadı. Kadın açıkça nerede, ne zaman, ne yapmak istediğinize siz karar vermelisiniz dedi. Genç kızların pişman olmayacaklarını düşündükleri şeyleri yapabileceklerini söyledi. İşte, bunları söyleyebiliyor oluşu özgürlük. Kadının istediği her şeyi yapabileceği, giyebileceği, söyleyebileceği fikri ise dayatılan özgürlüktür. Çünkü bizim kültürümüzde kadınlar kendilerini ispatlamak zorunda değildiler. Cepheye mühimmat taşıma cesaretini gösteren kadının kendini ispata ihtiyacı var mıydı? Fakat yozlaşan kültürümüzde kadınlar buna kesinlikle ihtiyaç duyuyor. Çünkü bir nesil erkek çocuğu “Oğlum, göster amcana …” cümlesiyle çocukluktan ergenliğe, “Erkektir tabi ki yapar.” cümlesiyle içi boş bir özgüvenle ergenlikten yetişkinliğe geçti.

Kız çocukları okumadan evlendirildi, çocuk anne oldular. İtelendiler, örselendiler, üstlerine kuma getirildi. Sonra? Sonra bizim topraklarda adını daha önce hiç duymadığımız bir şey bize dayatılmaya başlandı: Özgürlük. Sen en açık elbiseyi giyebilirsin, sen geceleri yalnız başına sokaklarda dolanabilirsin, sen küfredebilirsin, sen, sen, sen… Bir dakika arkadaşlar, nerede kaldı bizim saygınlığımız? Kadının narinliğine ters düşen bütün bu şeylerin adını özgürlük koyarak sizleri kendinizi sergilemenin aslında bir yaşam mücadelesi olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. Siz de sanıyorsunuz ki bu bir özgürlük. Hayır, efendim yok öyle bir şey. Onlar size kendinizi nasıl pazarlayabileceğinizi öğretiyorlar sadece, özgürlük bahanesi.

Önceden kadın kadındı. Lider, kendinden emin, narin, ayakları yere basan, başı dik, kendine güvenen bir yapısı vardı kadının. Artık kadın kendini beğenmiyor. Bu yüzden kaşları boya, kirpikleri takma, gözleri lens, burnu Eyfel Kulesi kadar kıvrık ve dudakları patlamaya hazır birer silikon. Kafasındaki her bir tilki estetik kaygılar güderek hopluyor, zıplıyor. Kadın bu yüzyılda adeta hayatını filtreleyip yaşıyor. Okuduğu kitaplar, izlediği filmler, yediği yemekler, tatil için gittiği mekanlar, kullandığı aksesuarlar dahi kendini ispat etmesi için birer araç. Eğer bir evrime inanıyorsanız ben anlatırken hayalinizde canlanan bu evrime inanın. Bu bizlere dayatılan özgürlüğün bir sonucudur.

Eminim ki birçok genç kız bahsi geçen videoyu izlerken anlatıcı kadına hayranlık duydu. Muhtemelen “Keşke benim annem de baskıcı, geri kafalı olmasa.” diye düşündü. Oysa anne, yani gerçek bir kadın, çocuğuna neyin iyi neyin kötü geleceğini en iyi bilen kişidir. Bu gibi hassas konularda akıl vermek hiç kimsenin haddine değildir. Hitap ettiğin kitle zaten çizgiden çıkmaya müsaitken hangi cüretle onları nefislerinin peşine yollayabiliyorsun?  Henüz ruhunu doyurmayı bilmeyen bu kitleyi nereye sürüklersen oraya gelecek, bunu pekâlâ biliyorsun. Biliyorsun da “Kardeşim bu günahtır. Yapma.” demiyorsun. Çünkü din gericiliktir. İşte bu yüzden sizin deyişinizle konu özgürlük, benim deyişimle dayatılan özgürlük oluyor.

Cümleleri, jest ve mimikleri oldukça düzgün olan o kadına göre ülke olarak bu konu başlığının ifade ettiği meseleye, videodaki başlığın cüretkârlığı midemi bulandırdığından tekrar etmekten kaçınıyorum, hazır değilmişiz. Bir de “Bu ülke…” diye başlayan aşağılayıcı cümleler kurmuyorlar mı? Bu tarz düşünen insanların geneli ise “En iyisi Avrupa” diyor. Onlar “Orada kimse kimseye karışmıyor, burada artık yaşanmaz.” diyorlar. Onlar ki Cemil Meriç’in sözüyle “Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmaz’laştıranlardır”.

Canım ülkemin güzide medeni insanı 16-17 yaşındaki ve hatta daha küçük yaştaki, 12-13 yaşındaki kızların makyaj videosu yayınladığını bildiğim için daha küçük diyorum, insanlara akıl veriyor. Ondan sonra kadınların onurundan, gururundan bahsedelim diyorlar. Ne kaldı ki bahsedeceğiz kardeşim? Ne bıraktınız ki?

Kadına özel her şey gözler önüne serildi. Kadın nesneleştirildi. Kadın el üstünde tutulması gereken bir canlıyken metalaştırıldı. Artık kadın kendini nasıl pazarlaması gerektiğini iyi biliyor. Olgun diyebileceğimiz yaştaki bir kadın genç kızları çekinmeden ahlaksızlığa özendirecek kadar, lise çağındaki bir genç kız açtığı Youtube kanalında “İlk Öpüşme Hikayem” başlıklı videoyu yayınlayacak kadar ve 12-13 yaşındaki minik yavrumuz da “Annemden Gizli Yaptığım Makyaj”” konulu videoyu yayınlayacak kadar özgür. Soruyorum size hangisi akıllı? Hangisi mantıklı? Hangisi bizi bir adım öteye götürecek olan konu? Hatta sistemin içinde heba olan bu kişilerden hangisi özgür?

Bizler erkeklerin toplu taşıma araçlarında gerile gerile oturmasını, kadınları taciz etmesini, sokaklarda dişi sinek görse laf atmalarını tartışan insanlar değil miydik? Ne ara kendimizi pazarlar olduk?

Bir televizyon dizisinde genç oğlan, genç kızı öpüyor. Ertesi sabah genç kızın 18 yaşını yeni doldurduğu haberlere düşüyor. Yaşasııın, artık özgür. Başka bir dizide bir diğer genç kız araba sürerken görüntüleniyor. Ertesi sabah manşetlerde 18 yaşını yeni doldurduğu yazıyor. Yaşasııın, artık özgür. Özgürlüğün altını çize çize kâğıdı yıprattık. Neredeyse kâğıdı koparıp atacağız. Yeni baştan yazılacak özgürlük kavramı.

Sözün özü; az evvel karanlıktı, ben bu cümleleri yazarken yeni bir gün doğdu. Yine karanlık hakim olacak ama ardından tekrar gün doğacak. İnanıyorum ki tıpkı bunun gibi bir sabah iyiye, güzele ve doğruya olan inancımız batılı ve şerri yenecektir. O sabaha tertemiz zihinlere sahip nesillerle uyanmayı diliyorum. 

Hayırlı Cumalar.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Allah’a emanet.