yldrmahmtslh @ hotmail.com

Nasıl yani? Diyorsanız, öncellikle kelimeleri inceleyelim.

Öz ve Söz

Öz: Bir kimsenin benliği, manevi varlığı.

Söz: Kesin olarak yapacağını söylemek. Yapmak; bir eylem hali.

Bir şeyi kesin olarak yapacağını söylemek hareket halini gerektirir. Harekete geçmezsen eğer yapacağını söylediğin şey yapılmamış olur ve özüne zarar vermiş olursun. Karşındaki insan senin özüne güvenerek bir söz almışsa senden, bu sözü yerine getirmemiş olmanın eksikliğini özün yaşar.

Birde ağzımızdan çıkan sözler var. Benim üzerimde duracağım nokta bu sözlerden ibaret.

Hani o tam manasıyla yaşıyormuş gibi yapıp, üstüne üstlük etrafımızdakilere de yaşamıyor diye sürekli tenkitte bulunduğumuz, kınadığımız sözler,

Facebook'da Twitter’da Instagram'da sosyal medyanın her bir köşesinde paylaştığımız sözler,

Filozofların, bilim insanlarının, âlimlerin, tarihi liderlerin, yazarların, şairlerin hayatta yaşayarak deneyim yaptıkları sözleri, kendimizinde yaşıyormuş gibi göstererek, paylaştığımız sözler.

Âdeta bir söz topluluğu haline gelmiş bulunmaktayız. Fakat ortada kocaman bir sıkıntı, büyük bir çelişki var. Eğer biz ağzımızdan çıkan ve bu paylaştığımız sözler gibi yaşıyor olsaydık bu kadar güvensiz, ahlaksız, tembel bir toplum haline gelmiş olur muyduk?

Kusura bakmayın ama bizde “söz var icraat yok.” Oturduğumuz yerde aklımıza ne gelirse; özümüzün ve beynimizin süzgecinden geçirmeden direk paylaşıyoruz. Neden? Çünkü paylaşmak çok kolay düşünmeyi, hareket etmeyi gerektirmiyor. Kolay olan her şeyi seviyoruz. Çalışmadan veya çok az çalışarak çok büyük başarıları kazanmayı hedefliyoruz. Hayallerimiz güzel ama hayallerimizi gerçeğe dökecek bir hareketimiz, faaliyetimiz yok.

Eğer sözlerimiz havada kalıyor, bir tesir göstermiyorsa özümüzde bir problem var demektir. Yani bizim sözden önce dönüp özümüze bakmamız gerekir. Hatayı, kusuru ilk önce kendimizde aramak, hatayı bulup düzeltmek ve kendimize yakışan bir şekilde eğer faydalı ise etrafımıza yaymamız gerekir. Bu yayılım hareket halinde, davranışlarla gösterilerek gerçekleşir. Özümüzü bulup bunu davranışa döktüğümüzde zaten başlı başına bir söz olup yaşarız. Artık etrafınıza, oraya buraya söz sarf etmenize gerek kalmaz.

Bugün Müslüman topluluğu yaşayış tarzıyla, şahsiyetiyle, davranışlarıyla örnek olacak tek bir Müslümanın olmayışının sancısını çekmektedir. Bu sancıyı çektiği gibi örnek olmanın mücadelesini de vermemektedir.

Bakın şimdi siyasete girmeden toplumumuzun genel hali üzerinde bir değerlendirme yapalım. Hangi kesimden, hangi ideolojiden, hangi inandığınız değerlerden olursanız olun fark etmez;

Muhafazakâr dediğimiz kısım, muhafazakârlığın temeli olan Kuran-ı Kerimin en az yüzde ellisini yaşıyor olsaydı,

Atatürkçü dediğimiz kısım, Atatürkçülüğün temelini oluşturan Atatürk ilke ve inkılaplarının en az yüzde ellisini yaşıyor olsaydı,

İnanın, inanın arkadaşlar toplumumuz bu kadar düşük bir seviyede olmazdı.

Maalesef tamamıyla sözlerin arkasına gizlenmiş bir topluluğu oluşturmaktayız. Sözlerimizi davranışlarda görmek çok az mümkün. Bu azıda iyi atlara binip gidiyorlar.

Özümüz karışmış, sözümüz karışmış bu karışıklığın sonucunda kendimizi tanıyamaz hale gelmişiz. Asırlardır bu dünyaya örnek olmuş bu yüce millet şimdi kendisine bile faydası olmayan bir toplum halini almış.

Neyse kusur aramaya kalkarsak yaz yaz bitmez. Biz özümüzde bulunan, sözlerimizi tesirsiz bırakan bu eylemsizlik haline bakalım.

“ATALET”

Bu kelimeyi hiç duydunuz mu?

Bu kelime toplumumuzun çoğunda bulunan ve büyük bir çoğunluk tarafından bilinmeyen bir kelime.

“ATALET” Derinlemesine bir konu olduğu için kolay anlaşılması açısından, bu konuda uzman olan “Mümin SEKMAN" ın “ Kişisel Ataleti Yenmek” adlı kitabından alıntı yaparak sizlerle paylaşacağım.

“Atalet kısaca eylemsizlik hali demektir. Yavaşlık, isteksizlik, tembellik, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareket etmek, kendini çağıran insana başını kaldırmadan kaşını kaldırarak bakmak, miskinlik, ertelemecilik, mazeretçilik, sitemkarlık, kötümserlik, şevksizlik, depresiflik birer atalet göstergesidir.

Ataleti yenmek kendini içten zorlayarak ya da kendinde coşku uyandırarak ‘kendini eyleme geçirebilmek’ demektir. Kendine ‘yapması gerekenleri yaptırabilmek’ demektir. Görev ve sorumlulukların karşısında ‘üşenmemek’, ’ertelememek', ‘vazgeçmemek’ demektir.

Evet, ATALETİ böyle açıklıyor yazar. Ayrıca bu kitabı Hepinize mutlaka öneririm.

Umarım kaleme aldığım bu sözlerde tesirsiz kalıp, uçup gitmez.

Her şey güzel bir topluma kavuşmak için, her şey vatan için...