bernasarica1995 @ hotmail.com

         Köken olarak 18. yy’ın sonlarına dayanan feminizim, aydınlanma hareketleriyle kendine yön bulmuştur. Ve yine aydınlanma hareketleri ile su yüzüne çıkan, özgürlük, kardeşlik, eşitlik, adalet gibi olgular ile temeli hazırlanan feminizm, Fransız Devrimi ile vücut bulmuştur. Dönemin adil sistem inancı bazı düşünürlerde bu sistemin kadın ve erkek arasında da olabileceği düşüncesini uyandırdı. Artık kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olmasına dair sesler yükselmeye başladı (Ulusoy;2013). Ve bu seslerden çıkan ilk eser olarak, bir devrimci olarak gösterebileceğimiz, Olympe de Gouges’un kaleme aldığı ve dönemin düşünceleri üzerinde şekillenen, insan hakları ile kadın haklarını bağdaştıran Kadın Hakları adlı eserini gösterebiliriz (Ulusoy; 2013). De Gouges, fikirleri sebebiyle daha sonra giyotinde idam edilmiştir (Ulusoy; 2013).

 

          Rönesans Dönemine dek tanrının erkek olduğuna dair bir inanç vardı. Aynı zamanda dinlerin yaradılış destanlarında Hz Havva’nın Hz Adem’in kaval kemiğinden yaratıldığı geçmektedir. Ve bu durumlar toplumlar tarafından kadınların eksik, yetersiz olduğu şeklinde algılandı ve kadınlar sürekli ikinci hatta üçüncü plana atıldı.   Bu algıya göre devlet başkanı / kralı erkek, evin otorite konumundaki kişi evin en yaşlı erkek bireyi olmalıydı. Rönesans ile skolastik düşünce zayıflamış, erkeğin tanrısallığı ortadan kalkmıştır. Fransız Devrimi ile erkek olan kral tahttan indirilmiş ve böylece otoritenin erkeklere özgü bir olgu olmadığı gözler önüne serilmiştir. Hatta bu yüzdendir ki bazı feminist aktivistler kimi kaynaklarda bir Yahudi efsanesi, kimi kaynaklarda ise Hristiyan ve Musevi efsanesi olarak geçen, Hz Adem’in ilk eşi olan Lilth’i ön almaktadır. Efsaneye göre Hz Adem ve Lilth aynı anda topraktan yaratılmışlardır. Ve Tanrı onlar mutlu yaşasınlar diye onları cennete yerleştirmiştir. Ancak bu çift mutlu olamazlar. Sonrunları aslında günümüz çiftlerin sorunlarından pek farksız değildir. Hz Adem kendini bağışlayan gökyüzü ile Lilth’i ise sürekli mahsül veren toprak ile bağdaştırarak sürekli Lilth’e üstünlük sağlamaya çalışmış, Lilth ise ikisinin de topraktan yaratıldığı ve eşit olduklarını savunmuş ve tüm haklarında feragat ederek cenneti terketmiş, dünyaya yerleşmiştir. Dünyada ise cinlerle ve cinlerin kralı Şamael (şeytan) ile ilişkiye giren Lilth’in sayısızca çocuğu olur. Adem’in yalnız kalmaması için tanrı Lilth’e cennette dönmesini emreder, ancak Lilth geri dönmez. Bunun sonucunda tanrı üç meleğini her gün Lilth’in  yüz çocuğunu öldürmesi üzere görevlendirir. Ve melekler her gün Lilth’in yüz çocuğunu öldürür. Bu acıya dayanamayan Lilth yeni doğan her insanın en baş düşmanı olacağına dair yemin eder, kötüler safına geçer. Tanrı Hz Adem içinse ona asla karşı gelmemesi için Hz Adem’in kaburga kemiğinden yeni bir eş yaratır. Yeni eş olan Hz Havva Lilth’e o kadar çok benzer yaratılmış ki Hz Adem yeni bir eşe sahip olduğunu farketmemiş bile.

 

          Feminizm Soğuk Savaş dönemine dek sesini uluslararası sistemde etkili bir şekilde duyuramamıştır. Ne zaman ki soğuk savaş döneminde iki süper güç olan ABD ve SSCB yüksek politikaların (high politics) dünyanın sonunu getireceğini gördü ve alçak politikalara (low politics) yöneldi, işte o zaman feminizm alçak politikalar kategorizasyonunda kendisini uluslararası sistemde buldu. Küreselleşme ile feminizmin yayılması da arttı. Ancak yine de birçok devlette (batılı devletlerde olmak üzere) beklenen seviyede etki etmedi.

 

          Eşitlik, kardeşlik, özgülük ve adalet kavramları üzerinde doğan ve şekillenen feminizm, toplumlar üzerinde bir grup erkek düşmanlığı barındıran, sinirli, eşcinsel kadın hareketi olarak algılanmaktadır. Ancak feminizm, bir feminist aktivist olan Bell Hooks’un da tanımladığı üzere; cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürüyü sona erdirmek amacıyla ortaya çıkan bir harekettir. Bu tanım erkeklerin düşman olmadığını ve sorunun temelini ‘cinsiyetçiliğin’ teşkil ettiğini ortaya koyar (Hooks; 2014:12). Cinsiyetçilik yapan kişinin kadın, erkek, çocuk, ya da yetişkin olmasının bir şey değiştirmediğine işaret eder (Hooks; 2014:12). Bireylerin feminizmi anlaması için öncelikle cinsiyetçiliği anlaması gerekmektedir.

 

          Cinsiyetçiliği ise kısaca ele alırsak; bir cinsiyetin bir başka cinsiyete üstünlüğünü savunan düşünce sistemidir. Cinsiyetçiliğin temeli aileye dayanmaktadır. Ailelerde çocuklar arası verilen imtiyazların cinsiyet farkına göre şekillenmesi, genel olarak kız çocuklarının eğitim, miras gibi haklardan erkek çocuklara göre daha az faydalanması ya da hiç faydalanamaması tohumun aile kurumunda atıldığını bizlere göstermektedir.

 

          Aynı zamanda cinsiyetçilik sadece negatif düşüncelerle değil, farkında olmadan pozitif düşüncelerle de yapılabiliyor. Örneğin; kadınlar daha narindir, hassastır, incedir gibi düşünceleri içeren tutumlar dahi birer cinsiyetçilik örneğidir. 

 

          Cinsiyetçilik dediğimiz zaman bu olgu çoğu toplum üzerinde sadece kadınlar  üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılıyormuş gibi algılanmaktadır. Tıpkı feminizmin, sadece kadınlar için var olduğu algısı gibi. Oysa az evvel bahsettiğim gibi bir cinsiyetin bir diğer cinsiyete karşı üstün gelme çabası ve cinsi sömürüdür. Bu durum sadece kadınları değil, erkekler ve eşcinselleride kapsamaktadır. Bunu küçük bir örneklem ile ele alacak olursak şayet; dünya üzerindeki tüm coğrafyalar üzerinde sık sık karşılaştığımız ‘erkekler ağlamaz’ ifadesinin açılımı çok iyi anlatır. Burada ‘ağlamak’ eylemi sadece kadınlara atfedilmiş bir eylem olup; güçsüzlük, zayıf irade, aşağılık imaresi olarak lanse edilmektedir. Ağlayan erkek ise zayıf kadın kategorisi içerisine alınıp aşağılanmaktadır. Oysa kadınlarda, erkeklerde sevinme, üzülme, heyecanlanma, aşık olma vb edimlerine sahiptir. Ve bu edimler ise her iki cinste de zaman zaman ağlama fiiliyatını doğurmaktadır. Her iki cinste göz yaşı olarak adlandırılan sıvıyı salgılayabilmektedir. Ağlamak eylemi doğal bir insanlık eylemidir ve doğal bir insanlık hakkıdır. Tıpkı nefes almak gibi... Ağlamak bir eksiklik değil, aksine ağlamamak bir doğal durum ve haktan yoksun olma durumudur.

 

          Kısacası feminizm; toplumsal algıların aksine, bir grup erkek karşıtı kadının oluşturduğu, tamamen kadın yanlısı bir akım değil, cinsiyetçi sömürünün önüne set çekerek, tüm cinsiyetlerin eşit olduğuna vurgu yapan ve bunu savunan bir ideolojidir.

Kaynakça

Hooks (2014), Feminizm Herkes İçindir, bgst Yayınları, İstanbul

https://www.academia.edu/2454253/Feminist_Kuram%C4%B1n_Tarihsel_Seyri

http://www.toplumdusmani.net/modules/wfsection/article.php?articleid=1115

http://www.cnnturk.com/fotogaleri/yasam/efsaneye-gore-havvadan-onceki-ilk-kadin-lilith?page=1