klcasl17 @ gmail.com

Dün, Hz. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi (k.s) ’un 742.vuslat yıldönümü idi. Hz. Mevlana her yıl olduğu gibi bu senede Türkiye’nin neredeyse tüm şehirlerinde yapılan etkinlikler ve uluslararası anma törenleri ile hatırlandı. Muhtemelen birkaç gün daha bu anma törenleri devam edecektir. Hazreti Pir’in hayatımıza dokunması gereken bir dolu öğretisi bulunmakta bildiğimiz üzere. Ben bu yazımda ise dünya yaşamımızdan, sonsuz yaşamımıza akseden bu öğretilerin ölüme dönük kısmından bahsetmeye çalışacağım.

 Hz. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi (k.s) ’un dudaklarından bir gün şu cümleler dökülür.’Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı, bende bu cihanın gamı var, dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma; bu çeşit şüpheye düşme, bana ağlama, yazık deme. Şeytanın tuzağına düşersem işte hayıflanmanın sırası o zamandır. Cenazemi görünce, ayrılık deme. O vakit benim buluşma ve görüşme zamanımdır. Beni kabre indirip bırakınca, sakın elveda deme; zira mezar cennetler topluluğunun perdesidir. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşe ve aya batmadan ne ziyan geliyor ki? Sana batmak görünür ama ona doğmaktır. Mezar hapis gibi görünür ama o, canın kurtuluşudur. Hangi tohum yere ekildi de bitmedi. Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun? Hangi kova kuyuya salındı da dolu çıkmadı? Can Yusuf’u ne diye kuyuda feryat etsin? Bu tarafta ağzını yumdun mu o tarafta aç. Zira senin hayuhuyun, mekansızlık aleminin fezasındadır.’

Hz. Pir’in bu ölüme yönelik olan eşsiz bakış açısı bizleri bir kez daha düşündürüyor, düşündürmeli! Yaşamını ‘hamdım, piştim, yandım ’sözleri ile özetleyen Hz. Mevlana hakiki aleme göçünü ise akıllara ve kalplere kazınacak olan ‘Şeb-i Arus’ (Farsça şeb: gece, Arapça arus: düğün) olarak özetler. Hz. Pir’in tüm sevdikleri yanı başında ondan ayrılacak olmanın üzüntüsü içinde iken, Hz. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi (k.s) Yüce Dost’a ulaştıracak olan ölüm köprüsünü heyecanla bekler ve son anlarında dahi yaşamın gerçek gayesinin Yüce Dostun emrettiği dosdoğru yolda yürümeye çalışmakta olduğu mesajını iletir bizlere.

Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz, hadis-i şerifi ise dünya hayatımız ve akıbetimiz  hakkında sarsıcı bir bildiri niteliğindedir. Tüm bu muhteşem hadislerin ve sözlerin muhatabı biz olduğumuza göre, çıkmamız gereken bir dolu içsel yolculuğumuz var demektir.

Ben yaşadıkça Kur’an’ın kölesiyim. Ben Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ nın yolunun tozuyum.  Biri benden bundan başkasını naklederse, ondan da onun sözlerinden de şikayetçiyim.

                                                                                               Hz. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi (k.s)