hanimkizhande @ gmail.com

4000 yıl önce, Çin’de insanlar çok farklı diller konuşuyorlardı. Sonra imparator sadece Mandarin dilinin kullanılmasını söyledi. Başka bir dilde yazan bir erkek hayatını kaybedebilirdi; fakat kadınlar o kadar da önemli değildi.1

Birkaç yıl önce bu cümleleri İngilizce bir kaynaktan çeviri yapmıştım. Yaparken de 4000 yılda nelerin değiştiğini düşünmüştüm.

Bugün “Çin kültüründe kadın” yazıp Google’da şöyle bir araştırma yapayım dedim. Geniş, çok geniş bir mevzu. Ancak varacağımız nokta mühim olduğu için bulduğum birçok yazıyı okudum.

Yüzyıllar öncesine bir yolculuk yaparsak kadının önceleri doğurgan olduğu için bereket kavramı ile özdeşleştirildiği anaerkil bir yapıdan, toprak sorunlarından çıkan savaşlarda erkek gücüne ihtiyaç duyulmasıyla ataerkil bir yapıya geçiş olduğunu göreceğiz. Ataerkil yapıda da kadınların erkek kadar değerli kabul edilmediği ve zamanla evliliklerin başlık parası adı verilen ancak temelinde alışveriş amacının olduğu bir kültürün hâkim olduğunu göreceğiz. Bu durum Çin toplumunda da bu şekilde gelişmiştir. Zamanla kadınların köle olarak alınıp satılmasına kadar da gitmiştir.2

Çin’de kız çocukları doğdukları andan itibaren ikinci planda kalırlar. Nedeniyse çok basittir; onlar bir gün evlenip başka bir aileye gidecekleri için o vakte kadar ailenin geçici bir üyesi konumundadırlar. Evlendiği zamansa kayınvalidesi tarafından hor görülmeye başlanan kadın ancak erkek çocuk doğurduğu zaman bazı haklara sahip olabiliyordu. Erkek çocuk doğuramayan kadın ise evde bir kumayla yaşamak zorunda kalıyordu.

Konfüçyüsçülüğün egemen olduğu bu toplumda kadına değer verilmiyor ve kadının duyguları tarafından yönlendirilen akılsız bir varlık olduğuna inanılıyordu.

İşte böyle, herhangi bir şeye bile kadından daha çok değer verilen dolayısıyla okumasına da gerek duyulmayan bir ortamda yine bir kadın sadece kadınlar arasında bilinecek bir dil oluşturmuş: Nu Shu. Nu Shu, Mandarin dilinde “kadınların yazısı” anlamına geliyormuş. Ayrıca Mandarin dilinde olduğu gibi yukarıdan aşağıya sütunlar şeklinde sağdan sola doğru yazılıyormuş.

1920’lerde kadınların okula gitmeye başlamasıyla birlikte unutulmaya yüz tutan Nu Shu dili, 2004’te bu dili bilen son kadın olan Yang Huanyi ölünce tamamen unutuldu SANMAYIN. Sanmayın çünkü bu dil yerliler ve hatta turistler tarafından ilgi gördüğü için bir müze açılmış ve meraklıları için Nu Shu dilini öğrenmek mümkün hale getirilmiştir.

Evet, binlerce yıl önce kadına değer vermeyen bazı toplumlar vardı bu yüzyılda da olduğu gibi. Anladığım kadarıyla her dönemde böyle bir zihniyet mevcut olacak. Fakat sadece şekli değişmiş olarak karşımıza çıkacak. Yukarıda başlık parasından bahsederken aklınıza bizim toplumumuz da gelmiş olabilir. Bizler de bir dönem kadınların “öteki” olarak nitelendirilmesine çanak tutmuş olabiliriz. Neyse ki çok fazla sürmedi de kadınların meta olmadığı malum kesimlerce anlaşılabildi –diye umuyorum-.

Fakat tam da kadınların karşı cins tarafından zincirlenmesinin üstesinden geldik diye kendimizi alkışlayacakken karşımıza daha da büyük bir sorun çıktı. Yeni dünya düzeninde artık kadın hemcinsine fırsat vermiyor, yükselişini engelliyor dahası kadın kendine görünmez prangalar takılmasına izin veriyor.

Kadın kadın olmanın sefasını süreceği çağda cefasını çekiyor. Neden? Çünkü moda ve makyaj gibi sürekli değişen algılar bu devirde kadının boynuna asıl zinciri vuruyor. Zengin, güzel ve bakımlı görünmeye önem veren kadınlar doğal olanın güzel görünmediğine kanaat getirip suni olan şeylere tamah ediyorlar. Saçlarını beğenmiyorsan bir peruk, gözlerini beğenmiyorsan bir çift lens, elmacık kemiklerini beğenmiyorsan da birazcık silikon… Zaten dış görünüşünü de kapitalizmin kucağında büyüyen moda algısı ile değiştirebiliyorken hayatın neresi zor ki? Siz de katılmıyor musunuz Orhan Veli’nin dizelerine;

Ne atom bombası

Ne Londra Konferansı

Bir elinde cımbız,

Bir elinde ayna;

Umurunda mı dünya!

Çin’de henüz 20. yüzyılda ortadan kalkmaya başlayan çok eski bir gelenek daha var: kız çocuklarının ayağını bağlama.3 Bu geleneğin temelinde ise kadınların hem iyi bir geleceğe ve eşe sahip olmaları hem de küçük ayağın daha güzel olduğunun düşünülmesi yatıyormuş. Peki bu güzellik algısından dolayı yatalak olan binlerce kadın gelecekten ne bekleyebilir?

Soruyorum hemcinslerime bize sadece 80-90 yıl kadar uzakta olan bu gelenek mi daha vahşi yoksa kadınların kadınlara yaşattığı sosyal baskılar, güzellik algıları gibi görünmez prangalar mı? Benim için birini diğerinden ayırmak mümkün değil.

Peki pamuklara sarılarak yetiştirilen kız çocukları mı düzeltecek tüm bunları? Bir Kadın Cumhuriyeti mi kurmalıyız? Haksızlıklara karşı koyacak bir ordumuz mu olmalı? Bence ne pamuklara sarılarak büyütülen kız çocukları düzeltebilir tüm bunları ne de top tüfek. Bence bizlere her canlıya değer verilmesi gerektiğini, iyi ahlakı, kadına el kaldırmanın günah olduğunu, ona sosyal ve siyasi hakların verilmesinin bir lütuf değil zorunluluk olduğu bilincini aşılayacak yürekli aileler gerek.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Allah’a emanet.  

 

1 https://goo.gl/VBHvLd

2 Sedef  Kapanoğlu, Çin'de Kadın İmgesi

3 Mesude Fidan, Çin'in İlk Kadın Tarihçisi Ban Zao ve Eseri Nü Jie'nin İncelenmesi