bernasarica1995 @ hotmail.com

   637 yılında Hz Ömer'in fethiyle Müslümanlık Tarihine, 1517'de Kanununi'nin fethiyle Türk Tarihine ismini kazıtan Filistin toprakları. Farklı kültürlerin iç içe bulunduğu, kardeşlik, dostluk, hoşgörü ve adalet havasının hakim olduğu Filistin. Evet evet yanlış okumadınız. Bir zamanlar Filistin bu yönleri ile bilinirdi. Ta ki I. Dünya Savaşının başlamasıyla beraber kol gösteren siyonizm dalgasının yayılımına kadar.

   I. Dünya Savaşında artık iyiden iyiye güçten düşmüş Osmalı İmparatorluğundan İngiltere 7 Kasım 1917'de almıştı. İşte tam da burda Filistindeki o kardeşlik, dostluk, hoşgörü ve adalet havası yerini savaş, kan, zulüm ve esaret havasına bırakmıştır. Filistin artık bir İngiltere sömürgesiydi. İngiltere Gazze'ye girerken dönemin İngiltere dışişleri bakanı 'topraksız millet' olarak tabir ettiği Yahudilere 'milletsiz yurt' diye tabir ettiği Filistin'de bir 'yurt' vaat etmiştir. Burada apaçık bir şekilde İngiltere siyonizme kanat germiştir.

   İngiltere Yahudilere verdiği sözü tutmaya başlamıştı. Artık Yahudiler yavaş yavaş Filistin'e girmeye başlamıştı. II. Dünya Savaşı ile Hitler'in uyguladığı Holokost (Yahudi Soykırımı) Politikası üzerine bu durum hız kazanmıştır. Artık ülke içinde Araplar ile Yahudiler arası çatışmalar ciddi anlamda baş göstermeye başlamıştı. Yahudiler Filistin'i yurt edinme arzusu içinde yanıp tutuşurken, Araplar topraklarını Yahudilere vermemekte kararlıdırlar. İngiltere bu iki milleti uzlaştırmak için kolları sıvadı. Fakat İngiltere'nin bu uzlaşı grişimlerinin tümü neticesiz kaldı. İngiltere son olarak 1939 yılında Yahudi göçlerine ciddi oranda sınırlama getirdi. Bu çözüm yoluda netice vermemişti. Hanagah adlı gizli bir Yahudi teşkilatın organizatölüğünde Yahudiler Filistin'e kaçak yollardan giriş yapmaya başlamışlardır. Yeri geldiğinde İngiliz askerleriyle çatışmaktan çekinmemişlerdir. Bir zamanlar İngiltere'nin kanat germiş olduğu bu 'siyonist hareketler' artık İngiltere'ye 'siyonist şiddet' olarak geri dönüş yapmıştı.

   Filistin meselesinde eli kolu bağlanan İngiltere 2 Nisan 1947'de Birleşmiş Milletler'e başvurdu. Bunun üzerine Filistin meselesi üzerine bir komisyon kuruldu. Bu komisyonda büyük devletler bulunmamaktaydı. Komisyon iki tasarı sundu. İlk tasarı; Filistin'in Araplar ile Yahudiler arasında taksim edilmesinden ve Kudüs'ün milletler arası bir statüye sahip olmasından yanaydı. İkinci tasarı ise Filistin'de Araplar ve Yahudilerden meydana gelen federal bir devlet kurulmasından yanaydı. Komiyonun büyük çoğunluğu ve Yahudiler ilk tasarıdan yana, diğer azınlık ve toprak bütünlüklerini korumak isteyen Araplar ikinci tasarıdan yana taraf olmuşlardır. Sonuç olarak oy çokluğuyla ilk tasarı kabul edildi. 14 Mayıs 1948'de Tel Aviv'de David Ben Gurion başkanlığında toplanan Yahudi Milli Konseyi  İsrail'in kuruluşunu ilan etti.

 

   Peki bu topraklar nasıl taksim edilmişti? Tarıma en elverişli %55'lik kısmı İsrail'e geriye kalan tarıma pek elverişli olmayan %45'lik kısmı ise Filistin'e verilmişti. Daha sonraları Yahudiler Araplara ait toprakların %15'ini daha işgal etmiştir. Araplar kendi anavatanlarından çıkmaya mecbur kalıyorlardı. Batı Şeria, Gazze ve diğer komşu ülkelere sığınıyorlardı. Bunun üzerine 1967'de Altı Gün Savaşları patlak vermiştir. Bu savaşla beraber İsrail gücüne daha da güç katmıştır. İsrail bu savaşta Gazze'yi, Batı Şeria'yı, Suriye'ye ait Golan Tepeleri'ni, Mısır'a ait Sina Yarım Adasını ve Kudüs'ün bir kısmına sahip ken tamamını ele geçirmiştir. Daha sonra 1973 Yom Kippur diğer adıyla Ramazan Savaş'ı neticesinde İsrail Sina Yarımadasından geri çekilmiştir. (Bu savaş her iki milletinde dini anlamda önem arz eden günlerine denk gelmiştir.)

   Şuan dünya üzerinde 4.000.000 Filistinli bulumaktadır. Bunlardan 1.000.000 kadarı Batı Şeria, Gazze ve sınır kamplarında yaşamaktadır. İsrail her geçen gün Filistinliler üzerinde şiddetini daha da arttırmaktadır. Filistinli bir baba ekmek parasını kazanmaya giderken çocukları gözü önünde katledilebilmekte, Filistinli bir çocuk mahallesinde oyun oynarken İsrail kurşunlarına kurban gidebilmekte, Filistinli bir anne çocuğunu okula yollarken katledilebilmektedir. Hemde tek bir gerekçe gösterilmeden. Ortadoğu'nun gelmiş geçmiş en büyük yarası Filistin olmuştur. İsrail'in bu haksız zulmüne artık bir son vermesi gerekmektedir. Bunun üzerine çalışmalar arttırılmalı, varolan çalışmalar ise hız kazanmalıdır.