hanimkizhande @ gmail.com

Merhaba sevgili okur,

Son yazımdan bu vakte kadar iki ay gibi bir süre geçti. Neden bu kadar geciktiğimi merak edenleriniz, soranlarınız oldu. Onlara cevabı verdim elbette. Fakat şimdi sizleri biraz daha bekletip bu mevzuya yazımın içinde cevap vereceğim. İyi okumalar efendim.

Anneliği bilmiyorum ama beş tane yeğenim var ve ben beşini de gözümden sakınıyorum.
Bir tanesi ateşlense, mübalağa etmiyorum, ben de hastalanıyorum. Yeni konuşmaya başlayan yeğenimin videolarını her gün defalarca izliyor, mimiklerine kadar ezberliyorum. Kilometrelerce uzakta olsalar da yüreğimin en gizli yerinde onları muhafaza edebileceğimi sanıyorum. Okula gitmeye başlayan yeğenim için elimden gelenden de fazlasını yapmak istiyorum. Ona her şeyi izah etmeye çalışıyorum. İzledikleri çizgi filmlerdeki kelimeleri bile acaba onları kötülüğe sevk edecek bir durum var mı diye dikkatle dinliyorum. İster istemez kötü bir konuşmaya ya da görüntüye şahit olduklarında o anı hafızalarından silmek için çırpınsam da yine izah yoluyla kişilerin yanlış davranışlarda bulunduğunu, doğru olanı yapmadıklarını öğretiyorum. Onlara sofra adabını, büyükleriyle nasıl konuşmaları gerektiğini, sosyal yaşantılarında nasıl davranmaları gerektiğini öğretmeye çalışıyorum. Ben hep yapıyorum, ediyorum diyorum ama kendimi övmek için değil. Çünkü eminim ki bu yazıyı okuyan nice teyze, amca var benim gibi. Yine aynı şekilde benim gibi olmayan nice teyze ve amcalar daha da kötüsü ebeveynler de var. İşte mevzu tam da onlar.

Aslında bu davranışın bir akrabalık bağı olmaksızın her insanoğlunda olması gerektiğini düşünüyorum. Öyle ya, bir gelecek inşa ediyorsak bunda şimdiki çocukların payı büyük olacaktır. O halde çocukların zihinlerini temiz, pak tutmak ve onların güzelim dimağlarını hayırlı işler için saklamak hepimizin boynunun borcudur. Bu bağlamda düşünecek olursak her birimizin bilinçli ve özellikle fikri ile zikri denk insan olması gerekir.

Başlangıç noktamız da varış noktamız da ailedir. Çünkü güzel ahlaklı bir toplumun da kötü ahlaklı bir toplumun da sebebi ailedir. Yani temeli sağlam aileler güzel ahlaklı çocuklar yetiştirirse topluma faydalı olacakları gibi temeli sağlam olmayan ailelerin çocukları da toplumun işleyişini bozacaktır. Böyle olunca da gelecek nesillerin aile yapısında tutacak dal aramak akılsızlık olacaktır.

Televizyon ve İnternetteki Yozlaşma

Buraya dek konuyu o kadar genel ele aldım ki siz okuyucularımla hemfikir olduğumu düşünüyorum. O zaman gelelim can alıcı konuya. Yani birkaç satır önce değindiğim fikri ile zikri denk insan olmaya. Herkes çocukların şiddet içerikli dizilerdeki bir öldürme sahnesine şahit olmasının ona zararlı olduğu görüşünü savunuyordur. Peki, kimler o sahne denk geldiğinde kanalı değiştiriyor? Ya da aynı şekilde Youtube’daki zararlı içeriklerden kimler haberdar ve çocuklarının onları izlemediğinden emin? Şiddet içerikli diziler için çıkan sesler gençlik dizilerindeki çirkin sahneler için de çıkıyor mu? Küçük çocuklara açık saçık kıyafetler giydirip onları kendilerini sergilemeye yönlendirmek ve alkış tutarak bencilleştirmek hangi zihniyetin ürünü? 18 yaşını dolduran oyuncuların dizilerde fazlasıyla samimi karelerde rol almaları gibi daha bir sürü çirkin şeyi normal, olması gerektiği gibi gösterenlerin gelecekten beklentileri nelerdir?

Tüm bunların yaşanmasında televizyon ve internetteki yozlaşmanın etkisi büyük diye düşünüyorum. Dizilerdeki çirkin karelerin fazlasıyla gerçek ve hayatın içinden olduğunu kabul ediyorum. Ancak böyle durumlar insanları çevreye karşı utandırdığı için insanlar eskiden bu davranışları açıkça sergilemekten çekiniyordu. Fakat televizyon etkeni, işin içinde RTÜK olmasına rağmen1, bu tür durumları meşrulaştırmış ve normalleştirmiş oldu. Neticede okuyup vatana millete faydalı olsun diye uğraştığımız çocuklar ya kabadayı özentisi bir erkek ya da aklını fikrini modaya adamış “kabadayı özentisi erkek” peşinde koşan kızlar oluyorlar.

Ben bu satırları yazmış fakat şehit haberlerinden dolayı yayınlamama kararı almıştım. Ardından bizim için büyük ama insanlık için küçük bir durum oldu hayatımızda. Taşındık. Velhasılıkelam yazımın başına ancak geçebildim. Beklettiğim için sizlerden özür diliyor ve yazıma kaldığım yerden devam ediyorum.

Bizler bu işin içinden nasıl çıkacağımızı düşünedururken “Damadına âşık olan kayınvalide” ve “Oğluna âşık olan baba” konulu haberler çıkmaya başladı. Bir kesim “Aslı astarı yoktur, milleti ateşlemek için bu haberleri yapıyorlar” dese de ben, ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyorum. Bunu birileri asparagas olarak hayal etmişse bile şayet hayal edilebiliyorsa gerçek de olabilir kanaatindeyim.

30’larındaki bir yetişkinin babasını ararken biyolojik babasının dayısı olduğunu öğrenmesi nedendir? Engelli kızlara, yaşlılara, kundaktaki bebeklere, dilsizlere el sürenler;  kadınlara, sırf giyimlerinden dolayı, taciz ve tecavüz hakkının olduğunu düşünen zavallılar ailelerinden terbiye almış mıdır? Peki, o zavallılar nasıl aile babası olacak? Kreşlerde dahi çocuklar istismar ediliyorken bizler ne yapmalıyız da bu kötü gidişatın önüne geçmeliyiz? Özgürlüğün giyim kuşamda, ağzına geleni söylemekte olmadığını sadece zihinde yattığını nasıl anlatabiliriz cümle âleme?

Sevgili okur, biraz fazla soru sordum fakat şimdi cevap vereceğim. Bizler bu konuda çığlık atsak, avaz avaz bağırsak da nafile. Daha etkili bir şey lazım bize. Mesela bir söz. Eskilerin şiar edindiği, duyanı hizaya çekecek bir söz: Edep Ya Hû!

Efendim, ne “ağır abi gibi” görünmek isteyenlerin yüzüklerinde yazan kadar sığdır bu söz ne de Türk Dil Kurumu sayfasında yazdığı haliyle “Utan, edebini takın” anlamındaki “Edep yahu!” dur. “Hû” kelimesi Allah’ın zatına işaret edip Kur’an’ı Kerim’de 26 defa zikredilmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi hızlıca söylendiğinde “Biraz edepli ol be adam” minvalinde anlam yüklenilebilen bu söz öbeği aslında “Allah’ım bize edep ver” anlamına gelen bir duadır. Yıllar yıllar önce duvarlarda asılı duran bu söz, ayıp edenleri uyarmak için söylendiğinde kişi utanır, yüzü kızarır ve ayıbından dönermiş. Şimdi yüzü kızaran bir insan gördüğümüzde alay etmek için sıraya giriyoruz. Hâlbuki utanma duygusu bir insanın vicdanen rahatsız olması için insana bahşedilmiştir. Kişi yaptığından utanmalı ki bu utanma duygusu onun vicdanını rahatsız etsin ve yaptığından dönsün. Yoksa ar perdesi inmişlerin zihninde utanmak, “Neden utanacakmışım, kimseden korkum yok” kıvamında cüretkâr bir karşılık bulur.

Biz edep dilemeyi unutalı beri bu utanç verici vakalar ayyuka çıkmış belli ki. “Edep Ya Hû!” cümlesi duvarlardan indirileli yanaklardaki kızarıklıklar da sönmüş, çoğu utanmazlıklar moda olmuş. Bu konuda çocuklara, ergenlere kızsak mı kızmasak mı bilemiyorum. Neticede onlara edebi öğretecek olan ebeveynleridir. Birkaç paragraf evvel de yazdığım gibi başlangıç noktamız da varış noktamız da ailedir. Ebeveynler duyarlı olmadığı ve ahlaklı çocuklar yetiştirmediği müddetçe toplumun temel taşı aile müessesesi zarar görmeye devam edecek ve yıllar sonra ne ahlaklı bir aileden ne de ahlaklı bir toplumdan eser kalacaktır.

Bu konuda herkesin söyleyecek bir çift lafı olmalı. Kimse haberleri izlerken arkasına yaslanıp ahlanıp vahlanmamalı. Herkes çocuğuna öz saygıyı, ahlakı öğretmeli. Ve bunu okuyan herkes gördüğü çirkinliklere içinden değil gür bir şekilde “Edep Ya Hû!” demeli.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Allah’a emanet.

 

1“İşin içinde RTÜK olmasına rağmen” derken RTÜK’ün kısıtlamalarını haklı buluyor fakat özgürlüğün kısıtlanmamak olduğu fikrini cahil cesaretiyle savunanları haklı bulmuyorum.