gozdesogutlu @ eguncel.net

Hepimizin hatırlayacağı üzere geçtiğimiz günlerde Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu'nda bölücü terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan ve örgütün Suriye uzantısı PYD ilgili bir sergi açıldı. Sergi ifade özgürlüğü söylemleri adı altında açılmış olsa da Avrupa Parlamentosu'nun terör konusunda bu ikircikli tutumu teröre açık destek vermekten, terör propagandası yapmaktan öte bir yaklaşım değildir.

Terör örgütleri arasında ayrım yapan bu haksız yaklaşım sürerken, tam da Fransa'nın Türkiye'deki çalışanları tarafından düzenlenecek "Fransa Milli Günü" kutlamaları güvenlik gerekçesiyle iptal edilmişken Fransa terörün acı yüzü ile bir kez daha karşı karşıya geldi.

İlk belirlemelere göre Tunus asıllı Muhammed Lahouaiej Bouhlel adlı saldırganın gerçekleştirdiği ve 84 kişinin yaşamını yitirmesine sebep olan terör saldırısı sebebiyle Fransa'da 3 günlük yas ilan edildi.

Önümüzdeki günlerde saldırıyla ilgili çok sayıda senaryo ve komplo teorisi üretilecektir. Terör saldırılarının aynı anda birden fazla çıktısı varken klasikleşe gelen "bundan kim, ne fayda sağladı?" sorusu sorulacak ardından sayısız izahatlar başlayacaktır. Oysa tüm bunlar terörü üreten veya meşrulaştırma mazereti sunan şartlar ve sebepler olmaktan öteye gitmeyecektir.

Küresel boyuta ulaşan terör sorununun ne derece önemli ve vahim bir boyuta ulaştığı Fransa'da daha önce bir konserde, bir futbol maçı esnasında, bir karikatür dergisine yapılan saldırıda ve son olarak Ulusal Gün kutlamaları esnasında gerçekleştirilen saldırı ile görülmüş oldu.

Ankara, Mısır, Lübnan ve Fransa'da ardı ardına gerçekleştirilen terör saldırılarında sayısız insanın hayatını kaybetmiş olması küresel terörizmin ne derece geniş bir alana yayıldığı gerçeğini gözler önüne seriyor.

Sebep oldukları ölüm ve hasar boyutları arasındaki farka rağmen terör eylemlerinin en önemli ortak yanı toplumda yarattığı büyük travma ve sosyopolitik etkilerdir. Bugün küresel sistemin yaşadığı böylesine büyük sıkıntının sebebi terör örgütlerine karşı takınılan samimiyetsiz tutumdur. Yalnızca kendi topraklarında gerçekleştirilen eylemin sorumlularını terörist olarak tanımlamak terörle mücadelede istihbarat paylaşımını neredeyse imkânsız hale getiriyor. Birinin teröristinin ötekinin özgürlük savaşçısı olması anlayışının devam etmesi kimliklerin tespit edilmesi zorluğunu yaratıyor. Bu durum da eylem yapacak kişilere ülkeler arası hareket serbestiyeti kolaylığı sağlıyor. Tüm bunlar terör örgütleri ve terörün hiçbir türü arasında hiçbir ayrım yapmadan teröre karşı topyekûn mücadele verilmesinin ne derece önemli olduğunu göstermektedir.

Terör örgütleri için dünyanın hiçbir noktasının farkının kalmadığı, bir sonraki hedefin neresi ya da nereler olduğunu tespit etmenin zor olduğu günümüzde ifade özgürlüğü adı altında teröre açık destek vermekten vazgeçip terörle mücadele konusunda tutarlı ve kararlı bir işbirliğinin küresel bir mesuliyet ve zaruriyet olduğu gerçeği görmezden gelinmemeli.

Terörizmin tüm dünya ülkeleri tarafından kabul edilen bir tanımının olmaması terörle mücadele edilmesini zorlaştırmaktadır. Terör ile mücadele konusunda yaşanan bir diğer büyük zorluk da hiç şüphesiz Batılı bir devleti hedef aldığında bütün dünyayı ve insanlığı tehdit ediyor algısı oluşurken, başka ülkelerde hemen hemen her gün yaşanan bir olay olması durumunda o düzeyde bir ortak tehdit olarak görülmemesidir. Bu durum belki de bugün dünyanın en büyük sorununun terör değil terör örgütlerine güç ve cesaret veren bu samimiyetsiz tutumdur.

Fransa özelinde Avrupa'nın son dönemde çok ciddi bir şekilde karşı karşıya kaldığı terör sorununun ortadan kaldırılması konusunda yapması gereken şeylerin başında terör örgütleri arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin terörle mücadelede samimi bir tavır almasıdır.