hanimkizhande @ gmail.com

Bedbahtım. Bir haftadır sizinle paylaşacağım bu konu hakkında boyumu aşmış endişelerim var. Konumuz; ailelerin bilinçsizliği. 

Sizlere iki örnek vereceğim. İlki 2-3 sene önce yaşadığım bir olay. Evet, bundan yaklaşık 2-3 sene önce arkadaşlarımla bir Karadeniz filmini izlemeye gittik. Maksat "toprağımızdaki işlere bizim de katkımız olsun" du. Bizim buraların filmlerinden aşina olduğumuz gibi filmde küfür gırlaydı. Bir de buna müstehcen sahneleri eklersek filmi izleyecek kitlenin yaşı bir hayli yukarı çıkıyordu. Neyse biz koltuklarımıza oturduk. Film başlamaya yakınken salona beraberinde birkaç çocukla iki yetişkin (?) girdi. Yetişkin diyerek kişilerin görünen yaşını kastetmeye çalışıyorum. Gerisini siz bu yazıyı okurken anlarsınız zaten. Çocuklar aşağı yukarı 7-8 yaşlarındaydı. Hadi taş çatlasın 10 yaşında olsunlar. Ben "bu çocukların salonda ne işi var?" düşüncesiyle boğuşurken onlar yerlerini aldılar ve küfürler başladı. Affedersiniz, film demeliydim. Film başladı. Ve o gencecik dimağlar, o en taze ve saf yavrular zihinlerini kör edecek küfürleri duydular; türlü müstehcen sahnelere maruz kaldılar. Velhasıl film başladığı şekilde bitti. Biz de bittik. Evet, küfürler bir yana film komikti. Ama gülemiyorduk. Ne de olsa biz neyi örnek alacağımızı seçebilecek yaştaydık. Her birimiz neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretmiş birer aileye sahiptik. Fakat çocuklar öyle mi? Büyükleri onları kendi elleriyle bu filme  getirmişti üstelik refakat ederek. Şimdi ne olacaktı? Onlar filmden çıkar çıkmaz öğrendikleri çirkin şeylerin hepsini söylemek ya da yapmak birer marifetmişçesine  davranmaya başlayacaklardı. Onlar bu çirkin şeyleri başkalarına öğretirken de büyüklerinin kahkahaları arşı bulacaktı. 

Düşündüm kendi kendime. Bu büyükler küçüklerin tertemiz zihinlerinin farkında olamayacak kadar ne yaşamışlardı. Yahut bu büyükler küçüklerin tertemiz zihinlerinin farkında olamayacak kadar ne yaşamamışlardı. Yani onlar küçükler ve büyüklerin yaşantısı arasında bir hudut olduğunu ailelerinden öğrenmemişlerdi ki öğretemiyorlardı. Ayrıca büyükler bir evlada, bir yeğene ya da bir toruna sahip olmanın onu sadece sevmekten değil aynı zamanda korumak ve kollamaktan da geçtiğini bilmiyorlardı. Herkes kumandadan çizgi film kanalını bulup açmayı pek ala becerebiliyor ama çok az kimse çocuk tiyatrosu diye bir gerçeğin farkında. 

Evet, eğer o gün yetişkin yerine koyduğum insanların sadece kendilerini mutlu etmek gibi bir düşünceleri olmasaydı filmde değil çocuk tiyatrosunda olurlardı. 

Gelelim ikinci örneğe. Geçen hafta bir sosyal medya sayfasında gezinirken bir fotoğrafla karşılaştım. O gün sinema salonunda yetişkinlerin ne denli ahlaki düşünceden yoksun ve bilinçsiz olduklarını gördükten sonra bu fotoğraf beni bir hayli şaşırtmıştı. Meğer yetişkinler bazen yetişemiyormuş. Yani küçüklerin korunması hakkında çoğu şeye akılları yetmiyormuş. Gördüğüm; ağzında sigara olan yarı uykulu bir çocuk. Hissettirilen; ben böyle bir davranışı yapacak ve hatta bunu cümle aleme "bakın benim rezilliğime" alt metni ile gösterecek kadar bilinçsizim. Yazık ki bunlar ıslah edilemez insanlar. Yazık ki evlatları kendilerine onlardan daha iyi bir örnek seçemeyecek yaştalar. Yazık ki tertemiz zihinler sigara dumanının altında yana yana en sonunda kül oluyor. Çocuğu buna maruz bırakan sözde yetişkin ise kibritin hiç yanmayan ucunda, birinin hayatından geçmiş oluyor. 

Duramadım tabi. Hemen sözde yetişkinin sayfasında böyle başka fotoğraflar var mı diye bakındım. Hislerim beni yanıltmadı. Çok isterdim fakat yanılmadım. Çocuğun ağzında sigara olan bir fotoğrafa daha rastladım. Ardından çocuğun elinde bira bardağı olan bir fotoğrafa...

Çocukların içkili masalarda oturduğu fotoğraf karelerine denk gelmiştim. Hatta böyle bir fotoğrafı ne yazık ki bir profesör paylaşmıştı. Ancak bile isteye sigarayı, alkolü çocuğun eline verip ya da almasına müsaade edip bir de seyirci kalmak, fotoğraf çekmek, ardından gurur tablosu addedip sosyal medyada paylaşmak... Ne bileyim, bunlar akıl alır şeyler değil. Oysaki çocukları korumak için hiçbir üniversiteden mezun olup doktoralar yapmaya gerek yok. Çocuğunu gerçekten seven herkes onu koruyacak içgüdüye sahip olmaz mı zaten?

Çocuklar salıncakta oturmalı, içki masalarında değil. Çocuklar çiçek kokuları çekmeli ciğerlerine, sigara dumanı değil. Her bir çocuk senin, benim geleceğim.  

Yaşadığım bu iki olay arasında 2-3 sene var. Yani ilerleme kaydedememişiz bu konuda.  Üstelik bunlar yalnızca benim şahit olduğum olaylar. Bir de duyduklarımız var; çocuk istismarcıları, çocuk katilleri... Bu devran böyle gibi bir ümitsizliğe kapılmayın. Bu devranın böyle olmasına aileler sebeptir. Şu sözüyle duygularıma tercüman oluyor Alexis Carrel:

Çocuklar anne ve babalarının kötü örnekleri ile bozulmaya devam ettikçe, yeni bir dünya kuramayız.

Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle.

Allah'a emanet.