İlk bulunduğunda insanları şaşkına uğratması nedeniyle "büyülü fener" adını alan sinemanın gelişmesini sağlayan ilk ögelerden biri, 1824’de İngiliz fizikçi Peter Mark Roget’ın yayımladığı "Hareketli Cisimlere İlişkin Olarak Görüntünün Sürekliliği" adlı kuramsal çalışma oldu. Çeşitli ülkelerden birçok mucidi harekete geçiren bu kuramdan, görüntünün sürekliliğini sağlayan birbirine benzer aygıtlar geliştirildi. Bu nedenle sinemayla ilgili aygıtların ilk önce nerede ve nasıl ortaya çıktığını kesin olarak söylemek güç. 

Kinetoskopu Paris’te gören Fransız Lovis ve Auguste Lumiere kardeşler de geliştirdikleri sinematograf adlı aygıtla ilk kez hareketli görüntü elde ettiler. İşte sinemanın doğuşunu müjdeleyen ve tarihe geçen en önemli gelişme bu oldu. Sinemanın "babası" olarak adlandırılan Lumiere kardeşler, halka açık ilk film gösterimlerini de 1895’te Paris’te yaptı. Süresi 15 dakikayla sınırlı bu ilk dönem filmler, iskambil oynayanlar, bir demircinin çalışması, askerlerin yürüyüşü ya da bir bebeğin beslenmesi gibi günlük yaşamdan alınmış görüntülerden oluşuyordu. Sonraları kısa komediler, haber filmleri ve belgeseller de çektiler. Sinema yoluyla belirli bir öykü anlatma dönemi ise Fransız yönetmen Georges Melies ile başladı. 

Sinema İlk başlarda deneme ve basit bir eğlence türü olarak görülse de daha sonra hızla artan ilgi karşısında geniş salonlarda kitlelere hitap etmeye başladı. Kısa zamanda yaygın eğlence aracına dönüşen sinema, 20. yüzyılın başlarında önemli bir ticaret ve sanayi dalı durumuna geldi. Avrupa’da ve ABD’de halk arasında "düş sarayları" adı verilen lüks ve gösterişli sinema salonları yapıldı. 

İngiltere, Fransa ve Amerika’nın dışında Almanya ve Sovyetler Birliği’nin de sinema ile ilgili yapmış olduğu araştırmalar sonucunda da sinemada birçok yenilikler ortaya çıktı. Sesli, sessiz, sesli çizgi film, renkli sinemalar derken sinema II. Dünya Savaşı yıllarında sinema dünyası büyük bir durgunluk yaşadı. Üstüne birde ünlü yönetmen Alfred Hitchcook 1950’lerde özellikle banyodaki soluk kesici cinayet sahnesiyle "Sapık" adlı gerilim filmini çekti. Ne var ki, savaşın sonunda ABD sinemasındaki sansür ve senaryo yazarı ve yönetmenlerin "kara listeye" alınması sinemayı derinden etkiledi. 

Günümüzde sinema, insanların günlük yaşamdan kopmak, eğlenmek veya hoş vakit geçirmek için sık sık gittiği eğlence araçlarından biri haline geldi. Her ne kadar büyük ekran televizyonlar sinemayı etkilese de karanlık salonlarda dev ekranda film izlemenin verdiği zevk bir başkadır.

Şunu da ayrıca ekleyelim ki son yıllar Türk Sinemasının hem ulusal hem de uluslararası arenada birbiri ardına ödüllerin alındığı yıllar oldu.