ahmetulusoy @ beykent.edu.tr

Osmanlı ilk dış borcu 1854 yılında aldı. Aradan 20 yıl geçmeden borçlarını ödeyemez hale geldi ve moratoryum ilan etti. Borçları tasfiye etmek için 1881 yılında Duyun-i Umumiye İdaresi'ni (Osmanlı borçlarının yönetimi) kurdu.

Söz konusu idarenin yöneticileri İngiliz, Alman ve Fransız temsilcilerden oluşmaktaydı.

Devletin bazı gelirleri bu idareye tahsis edilmişti. Duyun-i Umumiye İdaresi egemenlik göstergesi olan vergi toplama hakkının bir kısmını almış ve devlet içinde devlet olmuştu.

Sonrası malum. 1954 yılında ödemesi bitirilen bir borç serüveni.

İbretlik örneklerinden dolayı Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında borçlanmaya sıcak bakılmamış ve olabildiğince uzak durulmuştur.

Yapılan borçlanma ise tamamen yatırım ve kalkınma amaçlı olmuştur.

**

Peki, şu anda Türkiye’nin ne kadar dış borcu var, sorusunu cevaplayalım önce. Sonrasında da dış borçlar tehlike arzediyor mu sorusuna cevap arayalım.

1990 yılında brüt dış borç stoku 52 milyar dolar. 2002 sonunda 130 milyar dolara ulaşmış.

2017 eylül sonu rakamlarına göre toplam dış borçlar 438 milyar dolara ulaşmış. Hemen Ak Parti hükümetleri döneminde dış borçların 300 milyar dolar arttığı akla gelebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta, toplam dış borcun ne kadarının devlete (kamuya) ait olduğudur.

Konuyla ilgili retorikte çoğu kez bilmeden ya da kasıtlı olarak devletin dış borcunun içine özel sektörün borcu da katılarak bir rakam söylenir.

**

438 milyar dolarlık toplam dış borcun 308 milyar doları özel sektör borcu.

Diyelim ki K Holding önemli bir sanayi yatırımı için yurtdışından borçlandı. Ya da A bankası yurt dışından sendikasyon kredisi kullandı. Şimdi K holdingin veya A bankasının borcunu devletin borcu mu sayacağız?

Bu borçlara hazine garantisi de verilmemektedir.

Burada bir kez daha tekrarlayalım. Devletin (kamunun) dış borcu 2017 eylül sonu itibariyle 129.5 milyar dolardır (438 milyar dolar değil).

2002 sonu itibariyle devletin toplam dış borcu 63 milyar dolardı. 15 yılda 67 milyar dolarlık bir artış oldu. Bu artış, Türkiye gibi dünyanın 17. büyük ekonomik gücüne sahip bir ülke için hiç de önemli bir artış değildir.

Aynı dönemde ihracatın 36 milyar dolardan 158 milyar dolara ve kişi başı gelirin 3500 dolardan 10800 dolara yükseldiğini de not edelim.

**

Diğer yandan hükümet açısından bakılıp; “özel sektör borcunun boyutu bizi ilgilendirmez. Onların geri ödemelerini biz yapmıyoruz. Herhangi bir hazine garantisi yok” denilebilir.

Hatta “başta bankalar olmak üzere dış borç alan özel sektörün mutlaka aldıkları kaynağı verimli-karlı kullanacakları ve geri ödemede problem yaşanmayacağı” da söylenebilir.

Her şeye rağmen özel sektör dış borçlarındaki bu yüksek artış önemli riskler taşımaktadır.

G. Doğu Asya krizinin “özel sektör” krizi olduğunu hatırlatmakta yarar var.

Endonezya’nın kriz dönemindeki 137 milyar dolarlık borcunun sadece 54 milyar doları kamu borcuydu. Geri kalan 83 milyar dolar özel sektör borcuydu.

G. Kore örneği daha dikkat çekici. 1997’de toplam 154,5 milyar dolarlık dış borcun sadece 15 milyar dolarlık kısmı kamu borcu idi.

Tayland için de benzer tablo geçerli. 102 milyar dolarlık borcun 31,5 milyar doları kamu borcu.

Bu veriler dış borçların önemli bir kısmının özel sektörün olsa bile (eğer fazla miktarda ise) ülkenin krize girme potansiyelinin yüksek olduğunu göstermektedir.

Özel sektör borç anapara ve faiz ödemesi (borç servisi) yaparken iç piyasadan döviz alacak ve ülkenin döviz kaynaklarında bir azalma meydana gelecektir. Dolayısıyla kamunun ya da özel sektörün dış borç servisi (geri ödemesi) sonuçları itibariyle benzerlik gösterir ve milli gelir azalması anlamına gelir.

Burada özel ve kamu dış borç ayırımının devletin mali yapısının dışa olumlu yansıması (mali disiplin) açısından önem taşıdığını da belirtmek gerekir.

**

Finansal kuruluşların toplam 157 milyar dolarlık borcu var. Finansal olmayan kuruluşların ise 150 milyar dolarlık borcu var.

Bankaların açık pozisyonlarının olmadığını (döviz yükümlülüğü ile döviz varlığı farkı) bilmekteyiz. Ayrıca bankaların mali yapıları BDDK tarafından yakın takipte. Dolayısıyla bankalarla ilgili olağanüstü bir gelişme olmadığında bir sıkıntı beklenmiyor.

150 milyar doları bulan reel sektör borcu sıkıntılı olabilir.

Karlılıklar azalırsa, dövizde bir dalgalanma yaşanırsa, siyasi veya diğer nedenlerle ortaya çıkacak bir panik piyasaları etkilerse reel sektörün dış borçları sorunu tetikleyecek önemli unsur olacaktır.

Bu nedenle 438 milyar dolarlık bir borç, kamunun payının düşük olması nedeniyle, önemsenmeyecek bir borçlanma düzeyi değildir.

Özel sektörün geri ödeme sıkıntısı yaşaması ülkenin genel sıkıntı yaşaması ya da finansal kriz anlamına gelecektir.

Açıkçası, güçlü bir ekonomi için dış borçları (özellikle özel sektör dış borçlarını) daha makul bir düzeye indirmek kaçınılmazdır.

Kaynak : https://www.yenisafak.com/yazarlar/ahmetulusoy/dis-borcumuz-sorunlu-mu-2044572