ahmetulusoy @ beykent.edu.tr

Cumhurbaşkanı Erdoğan Trabzon il kongresinde yaptığı konuşmanın bir yerinde, “Sorumluluk almaktan çekinen, imza atmaktan imtina eden, yeni proje üretmekte yetersiz kalan hiçbir bürokrat bulunduğu makamı fuzuli yere işgal etmesin. Versin istifasını çeksin gitsin. Bizim işimiz var. Yapacağımız çok şey var” dedi.

Hiçbir bürokrat üzerine almadı. Oysa dışardan çıplak gözle görülen bu sözlerin muhatabı o kadar çok bürokrat var ki…

BİMER’e 2017 yılında gelen şikâyet sayısının 1 milyonu aşması bürokrasinin millete verdiği eziyetin boyutunu gösterme anlamında ibret vesikası.

Peki, neden hiçbir bürokrat bu çıkışı üzerine almıyor ve koltuğu verimli, etkin, millet ve ülke yararına kullan(a)madığı halde terk etmiyor.

Benim aklıma makamsızlık sendromu(!) geliyor.

**

Sadece kamu bürokrasisinde değil, sivil toplum örgütlerindeki yöneticiler de koltuklarda daimi kalma peşinde…

Bakmayın kendilerinin vazgeçilmez olduklarını empoze etmeye çalışmalarına.

Gerçekte makamlarını/koltuklarını kaybetme düşüncesi onları kaygılandırmakta: çıplak-güçsüz-zayıf-zavallı hissettirmektedir.

Başka bir ifadeyle “makamsızlık sendromuna” sokmaktadır.

Ve makamsızlık sendromu demokrasiyi benimsememiş üçüncü dünya ülkelerinin çoğunda ve maalesef bizde de yaygın.

Olayın okumayla-eğitimle de ilgisi yok.

İnsanın aklına “iyi ki yaşlanma ve ölüm var” düşüncesi geliyor(!).

**

Bazıları uzun yıllar çalışmış, ele avuca gelir çok da bir değer üretmemesine rağmen halen nasıl daha fazla görevde kalırım hesabı yapıyor.

Bir kuruma baş olanlar kaç döneme gücü yeterse o kadar orayı işgal etme peşindeler.

Hatta hesaplarını ve bulunduğu makamı daha üst düzeyde bir göreve atanabilmenin aracı olarak fütursuzca kullanabilmekteler.

Hatta bugünün yöneticileri emeklilik sonrasına bile yatırım yapmaktalar.

Gelecek korkusu maçı biraz daha uzatabilme arayışına endekslemiş bürokratları.

**

Burada üç farklı gelecek korkusu nedeni düşünülebilir:

1- Hayatı boyunca kamu kurumunda çalışmış, piyasayla haşır-neşir olmamanın yüklediği, kamudaki görevin dışında hiçbir şey yapamam korkusu.

2- Sosyal-kültürel ya da sivil hiçbir aktivite içinde olmamış, sosyal fobisi olan, bağ-bahçe sevmeyen insanların emeklilik sonrası boşlukta kalırım korkusu.

3- Acaba geçimimi sağlayabilir miyim korkusu.

Korkular insana olabildiğince makama-koltuğa sıkı tutunma baskısı yüklüyor.

**

İşin daha vahim boyutu makamın/koltuğun gereklerini yerine getirmek yerine, bütün vaktin koltuğa alternatif, potansiyel tehlike arz eden kişileri bertaraf etme, zor durumda bırakabilme uğraşıyla geçirilmesidir.

Bu uğraş biçimi otomatik karşıt kitle doğuruyor ve kurum içi motivasyonu düşürüyor.

**

Bir sivil toplum örgütünde, fakültede, bürokraside, belediyede başkan-meclis üyesi ya da yönetim kurulu üyesisiniz.

Ne dünya görüşünüz, ne fiziksel durumunuz, ne de düşünsel mantaliteniz kurumun dinamikliğine uygun.

Fakat ille de görevi devam ettirmek istiyorsunuz.

O görev çocuğun oyuncağı gibi, sizi hayata bağlayan gerekçeniz.

Hiçbir maddi karşılığı yok.

Alternatif maliyet sizi ilgilendirmiyor.

Siz bireysel çıkarcı insan tipinin bariz örneğisiniz.

Kurumunuz; engellemenizden dolayı fonksiyonel çalışmasa da, topluma ciddi alternatif maliyetler yükleseniz de umurunuzda değil.

**

Vefa, büyüklere saygı, onlara değer verme toplumu bir arada tutan en önemli hasletler.

Gençlerin önüne duvar örme, toplumsal gelişmeye fren olma gibi davranışlar büyüklere duyulan insanî hasletleri (vefayı, saygıyı) yok ediyor.

Bu nedenle;

* Hayatın kanunları sizi kenara çekmeden, kenara çekilmesini bilmek lazım.

* Toplumun duyduğu minneti, güveni, gereksinimi her zaman canlı tutmak lazım

* Geriye ağızlara çalınmış Anzer balı kıvamında tat bırakmak lazım,

* Dilinde tat, kalbinde fesat görüntüsü vermemek lazım.

  • Mezarlıkların vazgeçilmezlerle dolu olduğunu unutmamak lazım.

 

Kaynak: https://www.yenisafak.com/yazarlar/ahmetulusoy/burokrasi-ve-makam-kaybetme-kaygisi-2045047